Alanya Kalesi ve Kızıl Kule: Şehrin Hikâyesine Yukarıdan Bakmak
Alanya’ya ilk geldiğimde beni en çok şaşırtan şeylerden biri, şehrin içinde tarihle denizin bu kadar iç içe olmasıydı.
Bir tarafta Akdeniz’in mavisi, diğer tarafta yüzlerce yıllık taş duvarlar…
Ve bütün bu manzaranın üzerinde yükselen Alanya Kalesi.
Kalenin aşağısında ise şehrin en tanınan yapılarından biri olan Kızıl Kule.
İkisini birlikte gördüğünüzde Alanya’nın neden sadece bir yaz tatili şehri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
Alanya Kalesi’ne çıkınca şehir değişiyor
Alanya Kalesi’ne doğru çıktıkça manzara yavaş yavaş açılmaya başlıyor.
Aşağıda Kleopatra Plajı uzanıyor.
Deniz neredeyse sonsuz gibi.
Şehir ise kalenin eteklerinden başlayıp sahil boyunca devam ediyor.
Yukarı çıktıkça fark ettiğiniz ilk şeylerden biri şu oluyor:
Alanya aslında ne kadar küçük bir yarımadanın etrafında kurulmuş.
Bir yanda deniz, bir yanda şehir…
Ve tam ortasında bütün bunları izleyen kale.
Kalenin surları arasında yürürken yalnızca bir turistik noktayı gezmiyorsunuz. Bir zamanlar bu duvarların neden buraya yapıldığını, insanların burada nasıl yaşadığını ve bu tepenin neden yüzyıllardır bu kadar önemli olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
Sadece bir kale değil
Alanya Kalesi’nin en güzel tarafı, gezip çıkacağınız klasik bir müze hissi vermemesi.
Surların arasında yürüyorsunuz, dar sokaklardan geçiyorsunuz, eski yapıların arasından denizi görüyorsunuz.
Bir köşeyi dönüyorsunuz ve karşınıza bambaşka bir manzara çıkıyor.
Bazen de hiçbir şey yapmadan taş duvarın kenarında durup aşağıdaki denizi izliyorsunuz.
Bence kaleyi güzel yapan biraz da bu.
Tarihi sadece okuyarak değil, yürüyerek deneyimliyorsunuz.
Sonra Kızıl Kule’ye iniyoruz
Kale gezisinin ardından rotayı Kızıl Kule’ye çevirmek gerekiyor.
Alanya Limanı’nın hemen yanında yükselen bu yapı, şehrin adeta simgesi haline gelmiş.
İlk gördüğünüzde neden “Kızıl Kule” dendiğini zaten anlıyorsunuz.
Kırmızı tonlardaki taş ve tuğla dokusu, özellikle güneş ışığında çok daha belirgin hale geliyor.
Kulenin çevresinde biraz dolaştığınızda Alanya’nın eski liman bölgesinin atmosferini de hissediyorsunuz.
Burada şehir biraz daha hareketli.
Tekneler, restoranlar, kafeler…
Ama kulenin hemen yanında durduğunuzda bütün bu hareketin içinde tarihi bir yapının sakinliğini hissediyorsunuz.
Kızıl Kule’ye çıkmaya değer mi?
Kesinlikle.
Özellikle yukarı çıktığınızda liman manzarası bambaşka görünüyor.
Aşağıda tekneler…
Karşınızda Akdeniz…
Bir tarafta Alanya Kalesi…
Diğer tarafta şehrin hareketi.
Kulenin kendisini gezmek kadar, yukarıdan Alanya’yı izlemek de deneyimin önemli bir parçası.
Ve burada yine aynı şeyi hissediyorsunuz:
Bu şehir gerçekten denizle tarih arasında kurulmuş.
En güzel saat: Gün batımına yakın
Eğer zamanlamayı bana bırakırsanız, Alanya Kalesi ve Kızıl Kule için günün son saatlerini seçerdim.
Güneş biraz alçaldığında taş yapıların rengi değişiyor.
Kızıl Kule daha sıcak bir tona bürünüyor.
Kalenin surları ışıkla gölgelerin arasında kalıyor.
Deniz ise günün mavi renginden yavaş yavaş turuncuya dönmeye başlıyor.
Özellikle Kızıl Kule çevresinde gün batımını izlemek gerçekten güzel.
Bir tarafta tarihi bir yapı, diğer tarafta Akdeniz.
Fotoğraf çekmek için de harika bir zaman ama yine aynı tavsiye:
Bir noktada telefonu cebinize koyun.
Çünkü bazı manzaraları sadece gözünüzle görmek gerekiyor.
Alanya’yı anlamak için iyi bir rota
Bence Alanya’yı ilk kez ziyaret eden birinin günü şöyle planlanabilir:
Önce Alanya Kalesi’ne çıkın.
Surların arasında biraz zaman geçirin.
Manzarayı izleyin.
Sonra yavaş yavaş aşağı inin.
Kızıl Kule’yi ziyaret edin.
Liman çevresinde bir kahve için.
Sonra deniz kenarında yürüyün.
Ve mümkünse gün batımını bekleyin.
Böyle yaptığınızda Alanya’nın sadece plajlardan ibaret olmadığını çok daha iyi görüyorsunuz.
Sonunda anladığınız şey
Alanya Kalesi ve Kızıl Kule’yi gezdikten sonra şehre bakışınız biraz değişiyor.
Çünkü artık sahilde gördüğünüz şehrin arkasındaki tarihi de biliyorsunuz.
Kleopatra Plajı’nda denize girerken kalenin surlarını hatırlıyorsunuz.
Limanda yürürken Kızıl Kule gözünüze takılıyor.
Ve şehir bir anda daha anlamlı geliyor.
Belki de Alanya’yı özel yapan tam olarak bu.
Bir sabah denize girip öğleden sonra yüzlerce yıllık bir tarihin içinde yürüyebiliyorsunuz.
Akşam olduğunda ise aynı şehirde, Akdeniz’in üzerinde güneşin batışını izliyorsunuz.
Alanya Kalesi ve Kızıl Kule bu yüzden sadece görülmesi gereken iki yapı değil.
Alanya’nın hikâyesini anlamaya başlamak için güzel bir başlangıç.




